Uzmanların yıllardır “kaçınılmaz” diyerek uyardığı İstanbul depremi kapıdayken, kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesi ve riskli yapı stokunun hâlâ milyonları tehdit etmesi ciddi bir güvenlik sorunu olarak gündemde.
Ancak bu tabloya rağmen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bütçe tercihleri ve yönetim anlayışı, kamuoyunda sert eleştirilere yol açtı. Deprem gibi hayati bir meselede somut adımların geri planda kaldığı, buna karşılık reklam ve tanıtım faaliyetlerinin ön plana çıkarıldığı iddiaları tepkileri büyüttü.
RAKAMLAR TEPKİYİ BÜYÜTTÜ: DEPREM PAYI DÜŞTÜ, REKLAM ARTTI
Tartışmaların fitilini ateşleyen en önemli başlık ise bütçe verileri oldu.
Deprem harcamalarının bütçe içindeki payının yüzde 5,08’den yüzde 1,34’e düşürüldüğü, buna karşılık reklam ve tanıtım kaleminin yüzde 0,06’dan yüzde 3 seviyesine çıkarıldığı iddiası, “İstanbul’da öncelik gerçekten ne?” sorusunu gündemin merkezine taşıdı.
Bu tablo, deprem tehdidi altındaki bir megakentte yönetimin tercihlerini sorgulatan çarpıcı bir veri olarak yorumlandı.
“ALGILAR MI YÖNETİLİYOR, ŞEHİR Mİ?”
Eleştirilerde en çok öne çıkan nokta, belediyeciliğin hizmetten çok iletişim faaliyetlerine dayandırıldığı iddiası oldu.
Kentsel dönüşümün ağır ilerlediği, riskli binalarda yaşayan milyonlarca kişinin belirsizlik içinde beklediği bir ortamda reklam bütçesinin büyümesi, “önceliklerin tamamen tersine döndüğü” yorumlarına neden oldu.
Deprem gerçeği ortadayken afiş, tanıtım ve kampanya harcamalarının artması; yönetimin güvenlik yerine görünürlüğe yatırım yaptığı yönündeki sert eleştirileri beraberinde getirdi.
100 BİN KONUT SÖZÜ HAVADA MI KALDI?
İBB’nin kamuoyuna duyurduğu 100 bin konut hedefi de yeniden tartışma konusu oldu.
Sahada beklenen ölçekte bir dönüşüm görülmediği, projelerin sınırlı kaldığı ve riskli yapıların dönüştürülmesinde ciddi bir ivme yakalanamadığı iddiaları dikkat çekti.
Bu durum, deprem tehdidi altındaki İstanbul’da verilen sözlerle sahadaki gerçekler arasındaki farkın büyüdüğü yorumlarına yol açtı.
CHP YÖNETİMİNE AĞIR ELEŞTİRİLER
Tepkilerin odağında doğrudan CHP’li İBB yönetimi var.
Eleştirilerde, deprem gibi hayati bir konuda kararlı ve hızlı bir seferberlik yerine iletişim stratejilerinin öne çıkarıldığı, belediyeciliğin “reklam belediyeciliğine” dönüştüğü ve şehrin güvenliğinin geri plana itildiği iddiaları sert bir dille dile getiriliyor.
İstanbul’un her an yıkıcı bir deprem riskiyle karşı karşıya olduğu hatırlatılırken, bu şartlarda reklam bütçesinin büyümesinin “kabul edilemez bir yönetim tercihi” olduğu görüşü öne çıkıyor.
“BU ŞEHİR REKLAMLA KURTULMAZ”
Uzmanlar ve kamuoyu, İstanbul’un deprem gerçeğiyle yüzleşmesi gerektiğini ve bunun siyasi tartışmaların ötesinde bir beka meselesi olduğunu vurguluyor.
Riskli yapıların hızla dönüştürülmesi, bütçenin doğrudan güvenlik yatırımlarına yönlendirilmesi ve somut projelerin sahada görünür hale gelmesi gerektiği ifade ediliyor.
İBB ve CHP yönetiminin ise artan eleştiriler karşısında nasıl bir yol haritası ortaya koyacağı, deprem hazırlığı konusunda söylemden eyleme geçip geçmeyeceği ve İstanbul’un güvenliğini gerçekten öncelik haline getirip getirmeyeceği kamuoyunun en kritik sorusu olarak öne çıkıyor.
