Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Serdar Şahin
Serdar Şahin

Trump’ın İran Politikası Türkiye Ekonomisini Neden Etkiliyor?

Amerika ile İran arasında yaşanan her kriz, ilk bakışta Türkiye’den binlerce kilometre uzakta gibi görünür. Ancak gerçek çok farklıdır.

Bugün İstanbul’da bir esnafın cirosu düşüyorsa, bir sanayici yatırım kararını erteliyorsa, bir filo şirketi araç alımını bekletiyorsa, bunun sebeplerinden biri Washington’da söylenen sözler ve Orta Doğu’da atılan füzeler olabilir.

Çünkü ekonomi artık yerel değil, küresel bir sinir sistemiyle çalışıyor.

Donald Trump’ın İran konusunda sergilediği politika ise bu belirsizliği daha da artırıyor.

Bir gün “İran ile anlaşmaya yakınız” diyor.

Ertesi gün askerî baskının süreceğini söylüyor.

Bir açıklamasında barıştan söz ediyor.

Bir sonraki açıklamasında yeni tehditler gündeme geliyor.

Piyasalar ise liderlerin ne düşündüğünden çok, ne yapacağını bilmek ister.

Sorun tam da burada başlıyor.

Belirsizlik, ekonominin en büyük düşmanıdır.

Yatırımcı belirsizliği sevmez.

Sanayici belirsizliği sevmez.

Bankalar belirsizliği sevmez.

Vatandaş ise hiç sevmez.

Trump’ın İran konusunda değişken mesajları yalnızca diplomatik bir tartışma yaratmıyor; aynı zamanda petrol fiyatlarını, döviz kurlarını ve küresel finans piyasalarını da etkiliyor.

Peki bunun Türkiye ile ne ilgisi var?

Türkiye enerjisinin önemli bölümünü ithal eden bir ülke.

Petrol yükseldiğinde akaryakıt yükseliyor.

Akaryakıt yükseldiğinde nakliye maliyetleri artıyor.

Nakliye maliyetleri arttığında üretim maliyetleri yükseliyor.

Üretim maliyetleri yükseldiğinde enflasyon baskısı oluşuyor.

Enflasyon arttığında Merkez Bankası faizleri hızlı düşüremiyor.

Faizler yüksek kaldığında kredi maliyetleri yükseliyor.

Kredi maliyetleri yükseldiğinde ise piyasa daralıyor.

Yani Washington’da yapılan bir açıklama, birkaç ay sonra Türkiye’deki bir işletmenin satış rakamlarına kadar ulaşabiliyor.

Bugün otomotiv sektörünün yaşadığı sıkışmanın nedenlerinden biri de budur.

Filo şirketleri yatırım kararlarını erteliyor.

KOBİ’ler araç yenilemeyi bekletiyor.

Bireysel müşteriler kredi kullanmaktan kaçınıyor.

Çünkü herkes aynı soruyu soruyor:

“Yarın ne olacak?”

Bu soru cevaplanamadığında ekonomi frene basıyor.

Ancak burada dürüst olmak gerekiyor.

Tüm sorumluluğu Trump’a, İran’a veya küresel gelişmelere yüklemek de gerçeğin tamamını anlatmaz.

Türkiye ekonomisinin bugün yaşadığı yüksek faiz ortamı yalnızca dış gelişmelerin sonucu değildir.

Yıllardır çözülemeyen enflasyon sorunu, ekonomik güven eksikliği, bozulan fiyatlama davranışları ve ekonomi yönetiminin tercih ettiği ya da uygulamak zorunda kaldığı politikalar da bu tablonun önemli parçalarıdır.

Sonuçta ortaya çıkan manzara şudur:

Bir tarafta dışarıdan gelen jeopolitik riskler…

Diğer tarafta içeride yüksek faizle ayakta tutulmaya çalışılan bir ekonomik denge…

Bugün birçok işletme yatırım yapmak istiyor ancak finansman maliyetleri nedeniyle bekliyor.

Birçok firma büyümek istiyor ancak krediye erişmekte zorlanıyor.

Birçok sektör üretmek istiyor ancak yüksek faiz yükü altında rekabet gücünü kaybediyor.

Faiz, enflasyonla mücadelede kullanılan bir araçtır.

Ancak hiçbir ekonomi sonsuza kadar yüksek faizle yaşayamaz.

Çünkü yüksek faiz bir noktadan sonra enflasyonu baskılarken yatırımı da baskılar.

Üretimi yavaşlatır.

Ticareti daraltır.

İstihdamı sınırlar.

Ekonomik enerjiyi tüketir.

Yüksek faizle geçen her yıl, ertelenen yatırımlar, vazgeçilen projeler ve kaybedilen fırsatlar anlamına gelir.

Bu nedenle bugün karşı karşıya olduğumuz tablo sadece Trump’ın açıklamalarının veya İran geriliminin sonucu değildir.

Ancak Trump’ın öngörülemez açıklamaları ve bölgemizde yarattığı belirsizlik, zaten yüksek faiz ve düşük güven ortamıyla mücadele eden ekonomimizin üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır.

İşin ironik tarafı ise şudur:

Trump İran’a karşı sertleştiğinde petrol yükseliyor.

Yumuşadığında petrol düşüyor.

Barış görüşmeleri başladığında piyasalar rahatlıyor.

Yeni bir tehdit geldiğinde yeniden tedirgin oluyor.

Küresel piyasalar artık ekonomik verilerden çok siyasi açıklamaları takip ediyor.

Çünkü piyasalar için en büyük risk savaş değil, belirsizliktir.

Ve belirsizlik, öngörülemeyen liderlik tarzlarıyla daha da büyür.

Benim açımdan mesele artık sadece İran meselesi değildir.

Mesele, dünyanın en büyük ekonomisinin başındaki bir kişinin bir gün başka, ertesi gün bambaşka konuşmasının küresel ekonomilere verdiği zarardır.

Bir gün savaş istemediğini söyleyip ertesi gün savaş tehdidinde bulunmak…

Bir gün anlaşmadan bahsedip ertesi gün yeni yaptırımlar açıklamak…

Bir gün piyasalara güven vermeye çalışıp ertesi gün tüm dengeleri bozacak açıklamalar yapmak…

Bu, stratejik liderlikten çok belirsizlik üretmektir.

Trump’ın her açıklamasından sonra petrol fiyatları oynuyorsa, piyasalar tedirgin oluyorsa, yatırımcılar beklemeye geçiyorsa bunun bedelini Washington ödemez.

Bunun bedelini Türkiye’deki esnaf öder.

Bunun bedelini sanayici öder.

Bunun bedelini çiftçi öder.

Bunun bedelini işçi öder.

Belki bu yaklaşım seçim kazandırabilir.

Belki siyasi taraftarları memnun edebilir.

Ancak bölge ekonomilerine istikrar kazandırmaz.

Çünkü ekonomiler savaşla değil, güvenle büyür.

Güven ise sürekli değişen söylemlerle değil, tutarlı politikalarla inşa edilir.

Türkiye’nin de artık geçici çözümlerle değil; enflasyonu kalıcı olarak düşüren, yatırımın önünü açan, güveni yeniden tesis eden ve faizleri sürdürülebilir seviyelere indirebilen ekonomik politikalara ihtiyacı vardır.

Sonuç olarak mesele yalnızca Trump değildir.

Mesele yalnızca İran da değildir.

Mesele; dışarıdaki jeopolitik belirsizliklerin ve içerideki ekonomik kırılganlıkların aynı anda milyonlarca insanın hayatına maliyet olarak dönmesidir.

Bazen bir füzenin gölgesi bir fabrikanın bilançosuna kadar uzanır.

Bazen bir liderin ağzından çıkan birkaç cümle, bir çiftçinin maliyet hesabını, bir esnafın kazancını ve bir sanayicinin yatırım kararını değiştirebilir.

İşte bu yüzden ekonomik istikrarın düşmanı sadece enflasyon değildir.

Bazen ekonomik istikrarın en büyük düşmanı, gücü elinde bulunduran insanların öngörülemezliği ve ekonomileri uzun süre yüksek faiz sarmalında bırakmak zorunda bırakan başarısız politika tercihleridir.

Bu anlamda Trump ve dünyada söz sahibi siyasilerin tutarsızlıklarının cezasını istikrarsız bölgelerin insanları çekiyor ve çekmekten bıktı. Trump ve Trump gibi liderleri ülkelerinin insanları seçse de Dünya da yaşayan insanlar artık istemiyor.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER